ucuncuzil.sitemynet.com
logo-ucuncuzil-k1.jpg

Anasayfa
Tarihçe
Misyon-Vizyon
Ekibimiz
Hocalarımız
Oyunlarımız
Oyun Takvimi
Eğitim Birimi
Fotoğraflar
Haberler
Anketlerden
Festival-Şenlik
Sponsorlar
Yazılar
Ropörtaj
Kısa Film
Linkler
İletişim

Yazılar


logo-ucuncuzil-k.jpg

Üçüncü Zil, Tiyatrolar Platformu Toplantısına katıldı.

Topluluğumuz 3 Eylül 2007 tarihinde İstanbul'da Kenter Tiyatrosu'da yapılan Tiyatrolar Platformu toplantısına katıldı. Topluluğumuzu Ümit Aygül temsil etti.
Toplantıda Türkiye'nin önemli özel tiyatroları büyük ustalar tarafından temsil edildi. Toplantıya katılanlar arasında Genco Erkal, Işıl Kasapoğlu, Rutkay Aziz, Hadi çaman, Mahir Günşiray, Emre Kınay, Nesrin kazankaya, Dersu Yavuz Altun, Engin Uludağ, Hakan Bilgin olmak üzere 40 temsilci vardı.

Toplantının konusu; Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Özel Tiyatrolara Parasal Destek uygulaması konusunda özel tiyatroların görüş ve önerileriydi.
Bu konuda platformun hazırladığı görüş ve öneriler tartışmaya açıldı.
Son hali verilen taslağın 5 kişilik bir heyet tarafından Kültür Bakanı'na sunulmasına karar verildi.

"41 tiyatro adina bakanliktan randevu almak uzere on bir yazi ile temasa gectik. Haber bekliyoruz.
41 tiyatrodan islak imza almanin hic pratik olmayacagi icin, birlik olan tiyatrolarin listesini yapmak yeterli. Onayladigini soyleyen herkes var."
Mahir GÜnşiray

Ön Yazı:

5.09.2007

Sayın ERTUĞRUL GÜNAY
T.C. KÜLTÜR ve TURİZM BAKANI

Sayın Bakanımız,
Öncelikle yeni görevinizi en içten dileklerimizle kutlarız. Sizin öncülüğünüzde yürütülecek Bakanlık çalışmalarının Türk tiyatro yaşamının gelişimine, özel tiyatroların içinde bulunduğu sorunların çözümüne, demokratik bir sanat ortamının yaratılmasına büyük katkılarda bulunacağı inancındayız.
Sayın Bakanımız, aşağıda isimleri olan özel tiyatrolar adına sözcü olarak seçilen biz tiyatro sanatçıları, sizinle görüşmek; içinde bulunduğumuz durumu, sorunlarımızı ve önerilerimizi size iletmek dileğindeyiz. Bakanlığınızın bu yeni çalışma sürecine katkıda bulunmak umuduyla hazırladığımız bir raporu size sunmak ve sizinle görüşerek genel durumu arz etmek için önümüzdeki hafta acilen bir randevu talep ediyoruz.
Durumu bilgilerinize arz ederiz.
Saygılarımızla


Yıldız Kenter- Genco Erkal- Haluk Bilginer- Mahir Günşiray- Nihal Koldaş

İletişim: Sündüz Haşar
Kenter Tiyatrosu
T: 0212 24...
F: 0212 24...
GSM: 0532 39...

Ek: Özel Tiyatrolar Listesi 1 sayfa

Sözcülüğü Yapılan 41 Özel Tiyatro:

1-Kent Oyuncuları (Yıldız Kenter & Mehmet Birkiye)
2-Dostlar Tiyatrosu (Genco Erkal)
3-Ankara Sanat Tiyatrosu (Rutkay Aziz)
4-Oyun Atölyesi (Haluk Bilginer)
5-Tiyatro Stüdyosu (Ahmet Levendoğlu)
6-Ortaoyuncular (Ferhan Şensoy)
7-Tiyatro İstanbul (Gencay Gürün)
8- Ankara Ekin Tiyatrosu (Faruk Güvenç)
9- Sadri Alışık Tiyatrosu (Çolpan İlhan)
10- Yeditepe Oyuncuları (Hadi Çaman)
11-Semaver Kumpanya (Işıl Kasapoğlu)
12-Tiyatro Kedi (Hakan Altıner)
13-Tiyatro Oyunevi (Mahir Günşiray)
14- Tiyatro Pera (Nesrin Kazankaya)
15-Studio Oyuncuları (Şahika Tekand)
16-Maya&Bilsak (Nihal Koldaş)
17-Duru Tiyatro (Emre Kınay & Arif Akkaya)
18-Tiyatro Kare (Nedim Saban)
19-Dot (Murat Daltaban & Özlem Daltaban)
20-Tiyatro Yeniden (Dersu Yavuz Altun)
21-Bizim Tiyatro (Zafer Diper)
22-Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu (Necip Eraslan)
23-İstanbul Halk Oyuncuları (Kemal Kocatürk)
24-Tiyatro Boğaziçi (Cüneyt Yalaz)
25-Tiyatro Boyalıkuş (Jale Karabekir)
26-ESEK (Hakan Bilgin)
27-Tiyatro Z (Bengi Herval Öz)
28-Tiyatro Ti (Hakan Pişkin)
29-Oyuncular Tiyatro (Gülsüm Soydan)
30-Oda Tiyatrosu (Kaan Erkam)
31-Gibi Yapanlar (Kemal Oruç)
32-Ve Diğer Seyler Topluluğu (Yeşim Özsoy)
33-Bi Tiyatro (Nihat İleri & Laçin Ceylan)
34-Altıdan Sonra Tiyatro (Gulhan Kadim)
35-Tiyatro Fora (Arda Kavaklıoğlu)
36-Tiyatro Alkış (Oktay Şenol)
37-Akşen Sahnesi (Hüseyin Akşen)
38-Son Replik Tiyatrosu (Vahit Çakmakçı)
39-Tiyago Gayrettepe Oyuncuları (Orhan Aydın)
40-Tiyatro Açıkça (Sertaç Ayvaz)
41-Üçüncü Zil Tiyatro Topluluğu (Ümit Aygül)

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Özel Tiyatrolara Parasal Destek uygulaması konusunda özel tiyatroların görüş ve önerileri

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Özel Tiyatrolara Parasal Destek Yönetmeliği, genel yaklaşımı açısından özel tiyatrolar tarafından olumlu bulunmakta, ancak uygulanmasında oluşan aksaklılar nedeniyle eleştirilmektedir.
Bu nedenle biz, özel tiyatrolar olarak, önerilerimizi paylaşmak ve bakanlığımızın ilgili birimleri ile işbirliğine giderek bu sorunların giderilmesine katkıda bulunmak istiyoruz.

Önerilerimiz şöyle sıralanabilir:

1. Değerlendirme kurulunda, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın üyeleri dışında, dışardan seçilecek 3 bağımsız üye arasında hiçbir tiyatro yapımcısının kesinlikle bulunmaması.
Önerimiz:
a) Bir akademisyen, bir eleştirmen ve bir yazardan oluşmasını düşündüğümüz bu üç kişi tüm özel tiyatroların her yıl bir kez yapacağı genel kurulun oyları ile belirlenmeli ve Kültür ve Turizm Bakanı’nın onayına sunulmalıdır. ( 2008 yılından itibaren tiyatro yapımcıları meslek birliğinin kurulması ile öneri görevi bu birliğe devredilebilir.)
b) Her yıl komisyon toplantısına yine seçimle belirlenen bir tiyatro sahibinin “gözlemci / danışman” olarak katılımının sağlanması.

2. Komisyonun üyelerinin daha nesnel ve adil sonuçlara varabilmelerine destek olunması.
Önerimiz:
a) Ekte sunduğumuz ve sizlerin görüşleri ile de gelişebilecek “puanlama sistemi” nin uygulanması.
b) Komisyon üyelerine başvuruda bulunan tiyatroların dosyalarının değerlendirme toplantısından daha önce ulaştırılarak projelerin incelenmesine olanak tanınacak yeterli bir sürenin verilmesi.

3. Başvuru dosyası tamam ve yasal konumu başvuruya yeterli olduğu takdirde, yönetmelikte belirtilen ölçütler dışında hiç bir başka ölçüte bakılmaması. ( Örneğin, son yıllardaki değerlendirmelerde devlet kurumlarında çalışan sanatçıların kurum dışındaki çalışmaları desteklenmemektedir.)
Önerimiz:
657 sayılı devlet memurları yasasında, devlet memurlarının bir şirkete kurucu ortak olamamaları ancak kurulmuş bir şirketin ortağı olabilmeleri açık bir şekilde belirtilmektedir. Bir tiyatronun ortağı olan ya da olmayan, kendi çalıştığı devlet kurumundan, görevini aksatmadan, boş kalan zamalarını değerlendirmak üzere tiyatro çalışmaları yürüten sanatçıların da değerlendirmeye tabii tutulmaları.
Çünkü:
a) Söz konusu bu tiyatrolar sadece bu şahıslardan oluşmamaktadır.
b) Özel tiyatro ortamında çalışmak sanatçılara önemli katkılarında bulunmaktadır. Bu çalıştıkları devlet kurumunun da gelişmesine destek olabilir. Aynı şekilde kurumlarda yaptıkları çalışmalarda edindikleri deneyimi, özel tiyatro ortamında yaptıkları nitelikli çalışmalara aktararak sanat ortamının gelişmesine katkıda bulunmaktadırlar.
c) Devletten emekli maaşı alan tiyatro sahiblerinin parasal destek almasında bir sakınca olmadığı gibi, halen çalışan devlet memurlarının da aynı hakka sahip olması gerekir.

4. Değerlendirme sonuçları konusunda açıklayıcı ve şeffaf olunması.
Önerimiz:
Parasal destek alamayan tiyatrolara gerekçeleriyle yazılı bir açıklama yapılması.



EK ÖNERİ:
Puanlama usulü bir uygulamaya gidildiğinde, puanlama sonucunda çok düşük bir puan alan projenin destek dışında bırakılması. Çok düşük bir puan alan proje başarısız sayılabilir. Böylece düşük puanlamalarla başarısız projelere verilecek destek miktarları, başarılı olacağına inanılan projelerin bütçelerine aktarılabilmiş olur. ( Bu alt puan limitinin ne olacağına bakanlık ve / ya da komisyon üyeleri karar verebilir.

Özel Tiyatrolara Destek Fonunun amacı, desteklenecek topluluklar ve gerçekleştirecekleri projelerde aranacak temel nitelikler:

*Gerçekleştirilecek projelerin kültür ve sanat değerlerini yaşatıcı, yayıcı, tanıtıcı olma özelliğinde olması;
*toplulukların faaliyetlerinin uzun vadede sosyo-kültürel gelişime katkıda bulunması; tiyatro sanatını geliştirmesi ve çağdaş evrensel boyutlara ulaştırması;
*yeni sanatsal eğilimleri ortaya çıkarması;
*klasiklerin değerlendirilmesi
*özel tiyatro topluluklarının faaliyetlerinin Türk ve Dünya Kültürüne katkıda bulunması.
Özel Tiyatroların faaliyetlerinin ve projelerinin aşağıdaki 2 kategoride değerlendirilmesi önerilmektedir
A- Kurumsal değerlendirme: Bu başlık altındaki maddeler topluluğun geçmişe dönük istikrarını değerlendirmeye yöneliktir.
1- Genel sanatsal değerlendirme: Bu başlık altındaki değerlendirme, topluluğun geçmişten bu güne gösterdiği sanatsal performans ve oluşturduğu sanatsal kimliği değerlendirmeye yöneliktir. Topluluğun seçtiği yazarlar, yarattığı seyirci kitlesi, oluşturduğu tiyatro dili ile sanatına yaptığı katkılar gözönüne alınır. 10 puan
2- İstikrarlı ve sürekli bir tiyatro geleneğini yaşatıp yaşatmadığı. 10 puan
1- 5 yıllık tiyatrolara : 3 puan
5-10 yıllık tiyatrolara : 5 puan
10-15 yıllık tiyatrolara : 7 puan
15-20 yıllık tiyatrolara : 10
3- Tiyatro binası ve benzeri yatırımlarda bulunmak, yayın yapmak, eğitimde bulunmak 10 puan
4- Alanda yeterliliğini kanıtlamış, deneyimli,ve/veya eğitimli sanatçı istihdam etmek ve Sigortalı personel çalıştırmak 10 puan
2-4 kişi : 5 puan
4 ve üzeri : 10 puan
5- Sezon içinde açmış olduğu perde sayısı. 10 puan
(Oynadıkları tüm yapımları içerir)

Sezon içinde açtığı perde sayısı..
1- 25 oyun : 5
25 - 75 oyun : 7
75 oyun üstü : 10
6-Yurtiçi turneler düzenlemek; Uluslararası festivallere katılmak 10 puan
Sezon içinde yaptığı turne sayısı ( il-ilçe)

1- 10 : 5 puan
10 - 30: 8 puan
30 üstü: 10 puan
Toplam 60 puan

B- Önerilen projenin değerlendirilmesi.
1- Nitelik: Seçilen oyunun edebi niteliği; çağdaş ya da klasik metinlere yaklaşımı; yeni yerli yazarların yanı sıra, yeni yabancı yazarları ya da farkı metinleri tiyatroya kazandırması 20 puan
2- Projede görev alacak sanatçı kadrosunun niteliği; yöneten sahne ve giysi tasarımcısı, ışık tasarımcısı, dramaturg, besteci ve oyuncuların daha önceki performansları (gerekiyorsa CV'leri) 20 puan
toplam 40 puan
Toplam değerlendirme puanı 60+40 = 100 puan
**Sosyo-ekonomik açıdan diğerlerine göre daha az gelişmiş yörelerdeki yerleşik toplulukların projelerine genel puanlamadan sonra 10 puan eklenir.

Tiyatro Yazıları

TİYATROYU SEVMEK

Antalya şiddetli yağmura esir, okullar kapalı ve şehrin bizim prova alacağımız kısmı da dahil olmak üzere yarısında elektrikler kesik. Yola çıkmalıyım çalışan tek tük dolmuşla şehrin diğer ucuna gitmeliyim, mesafe fazla ve "neyse dolmuş var" tesellisi işe yaramıyor. Çünkü yürüme mesafesinde üstünüzdeki yağmurluk ve mont sırılsıklam oluyor. Daha şimdiden pantolon paçaları ve botlar ıslandı. İçimden Ümit'e yalvarıyorum "hadi provayı iptal et" diye ama sesimi duymuyor, iptal mesajı bir türlü gelmiyor. Ne olurdu sıcak evimde olsam... Yedek kıyafetlerimi ıslanmasın diye poşetlerin içine sardım. Saat 19.00 ve sadece yarım saatim kaldı. Kaldırımdaki diğer insanların anlayışlı, penceredekilerin ise dalga geçen bakışları arasında ulaşmaya çalıştığım yer prova alacağımız Atatürk Kütüphane'si. Kurban oyununun provası yapılıyor ve orda olmak zorundayım. Saat 19.45 tam kadro, arabası olan birkaç kişi hariç, sırılsıklam kütüphanedeyiz. Yedekleri giymemize rağmen elektrik kesintisi nedeniyle ısıtıcılar çalışmıyor. Yine de çalışmak zorundayız. 10 dakika sonra gelen elektriğin sevinciyle çalışma başlıyor. Ama sat 20.00 olmuş çok az vaktimiz var. Hemen konsantre olmak zorundayız. Zamanla yarış başlıyor. Zorunluluk kime ve neye karşı?

Dekorlar hazırlanıyor, kumaşları Ayzen'in eşi Güven'den buluyoruz. Müdürlüğünü yaptığı tekstil firması kumaş sponsorluğunu üstlendi. Zaten o olmasa ne yapardık. Diğer malzemeler için paramız yok. Aramızda toplamak zorundayız. Ufak çaplı bir sponsordan gelen parada topladığımız paraya eklenince, güç bela örtüler, tüller alınıyor ve terziye dikiş parası veriliyor. Vermek, diktirmek ve almak zorundayız.

Oyuna son üç gün kaldı ve belediye ışık kumanda yapacak kimseyi görevlendirmeyeceğini söyledi. Eyvah kumandadan anlayan kimse yok. Sahne üstünde son çalışmaları yaptıran, bu konuda bize destek olan hocalarımızdan başka tabii. Ama ekibin bunu da içinde çözmesi gerek. Yönetmen yardımcısı olarak ve oyunda, yönetmen haricinde, oynamayan tek kişi olarak bu iş bana düşüyor. Ama nasıl yapılır? Muhammet hocamın desteği sayesinde 2 gün içinde ışık kumandayı öğreniyorum. Öğreniyorum kelimesi biraz iddialı oldu. Öğrenmeye çalışıyorum demek daha doğru. Manuel idare gerekecek ve 46 tane Q var. Genel ışıkta oynayın deseler sevinecekmişim gibi geliyor. Ama içerlerde bir yerde biliyorum ki oyunu bu şekilde oynamak zorundayız.

Ertesi gün Belediye Kültür Sahnesi'nde ilk oyun, son provalar belediyeden sahneyi ancak gece 24 00 da alabildiğimiz. 3 gündür sabah beşlere kadar prova alıp 2 saat sonra da iş başı yaptığımız için hepimiz ölesiye yorgunuz ama acayip bir heyecan var insanı uyutmuyor. Bir haberle yıkılıyoruz. Belediye daha önce onay verdiği Antalya Büyükşehir Tiyatro Atölyesi eğitim Sahnesi 3. Zil Tiyatro Topluluğu isminde değişiklik istiyor. Afişleri ve davetiyeleri bu şekilde kullandırmayacağını söylüyor. Yararına oynadığımız derneklerle bağlantıya geçiyoruz. Bunun yanında ertesi sabah prova çıkışı işlerimize gitmeyerek o zamanın Kültür Daire Başkanı Müfit Kayacan'a gidiyoruz. Uzun süren bu gün oyunumuz var nasıl olur konuşmaları sonunda işe yarıyor. Akşama oyunumuz var. Ancak bu görüşme öncesi ismimizden feragat etmeyeceğimizi ve gerekirse oyun oynamayıp gelen misafirlerimize tiyatro önünde kostümlerimizle açıklama yapmayı göze alarak toplantıya gitmiştik. Çünkü ne olursa olsun ismimizi korumaya zorunluyuz.

Bu sıkıntılar ve daha niceleri burada anlatılamayan, yaşanmışlık içinde unutulup gitmiş daha nice sıkıntılar. Her yeni oyun doğumunda çekilen rutin sancılar.

Kendimizi toplayıp oyuna konsantre olmalıyız. Son hazırlıklar. Bütün bu stresin ve yorgunluğun tek ilacı başarılı olduğumuzu gösteren eleştiriler ve alkış. Saat 22.45 bu ilacı alıyoruz ve yeniden doğmuş gibi hissediyoruz. Oyun beğeniliyor. Ve alkış alıyor. Özellikle amatör bir topluluksanız bu alkışın değerini çok iyi bilirsiniz. Bu aslında sürekli kafanızda sürekli dolaşıp duran, "evimde sıcacık otururdum ne işim var benim burada" sözlerine ve zorunlu olmadan zorunlu olduğunuz şeyleri yapmanın verdiği sıkıntıya nihayet verdiğiniz "iyi ki vazgeçmemişim" cevabını da içerir. Muhammet Uzuner hocamın bizlere söylediği çok güzel bir söz vardır. "En zor iş gönüllü olmaktır" der hocam ve ne kadar doğru söyler. Hep zorunlu hissetmek ama neye? ya da kime?

Bu, 1998 yılında bir ilanla tanıştığım Tiyatro Atölyesine, (her yıl yaklaşık 350 kişiye ücretsiz tiyatro eğitimi veren amacı tiyatro oyuncusu yetiştirmek kadar seyrettiğini yorumlayabilen bu konuda bilinçli seyirci de yetiştirmeyi amaçlayan bir kurumdu.) bugün sahnede ve sahne arkasında durabilmemizi ve inatla tiyatro yapabilmemizi sağlayan hocalarımız Muhammet Uzuner, Arzu Gamze Kılınç ve Oya Yağcı'ya bizi bütün oyunlarımızda destekleyen yararına oynadığımız sivil toplum örgütlerine, bizi izleyen ve iyi oyunlar seyretmeye hakkı olan Antalya seyircisine karşı duyduğumuz gönül borcunun neden olduğu zorunluluk, zorunlu hissetmek. Ve size bunca acı çektireni sevmek, ölesiye sevmek ve ayrılamamak. Şimdi bana amatörlük ne diye sorsalar "eve gidip baklamı yememek" derim.
Zoru mücadeleyi ve TİYATROYU sevmek.

Demet ALTUN

Topluluğumuzla Tiyatro Tiyatro dergisi yazrlarından Gülay Çıtak'ın yaptığı ropörtajın word dosyası için tıklayınız. Bu Ropörtaj Tiyatro dergisi Haziran sayısında ve Tiyatrom.com web sitesinde yayınlandı.

Tiyatrom.com'dan okumak için tılklayınız

TİYATRO DUASI

EY THESPIS....

KUTSAL KIVILCIMIN KORUYUCUSU
GÖSTERİŞE KAÇMADAN
RUHUMU PARA PULA SATMADAN,
TIPKI ÇOCUKKEN OLDUĞUM GİBİ OYNAYAYIM BU GECE...
ALBENİSİ SINIRSIZ YÜCE BİR ŞAHSİYET GİBİ
YENEBİLEYİM KENDİ BASKIN İMGEMİ.
KENDİMİ BEĞENMİŞ,KENDİME DÜŞKÜN OLMAYAYIM.
YAPMACIKLI KONUŞMA,YALANDAN HASTALANMA
VE ROLÜMÜ UZATMA İSTEĞİ GİBİ ZAAFLARDAN KORU BENİ AĞIZ BİRLİĞİ ETMİŞ ELEŞTİRİLERE VE SAHNE GERİSİNDE,
BAŞARISIZLIĞIN HABİS KANSERDEN SAYILDIĞI,
DOSTLARIN AĞISINA KARŞIN
İŞİMİ YÜRÜTME GÜCÜ VER BANA.
BIRAK BEN KURAYIM KENDİ AN’IMI...
VE BİR AN'DAN ÖBÜRÜNE SÜZÜLEYİM KOLAYCA
FERMUARLARIM SIKICA KAPALI, GOMUM SAĞLAM OLSUN.
GECİKEN BİR SAHNE GERECİ, GICIRDAYAN KOLTUKLAR
VE EN GÜZEL DİZEMİ SÖYLEDİĞİM ANDA,
ÖN KOLTUKTA OTURAN KADININ CÜMBÜŞLÜ ÖKSÜRÜĞÜ
YILDIRMASIN BENİ.
ÇALIŞAN ROLÜMÜ ÇALMAK İSTEYEN MESLEKTAŞLARIMI
BAĞIŞLAMA GÜCÜ VER BANA REPLİĞİMİ AĞZIMA TIKAMAYA
HALKIN ALKIŞLARINA AÇGÖZLÜCE SIRITMAYAYIM...
YA DA KIZIP, HINCINI KAFAMDAN ÇIKARMAK İSTEYENLER OLURSA,
KABALIK EDİP, YİYECEKMİŞ GİBİ BAKMAYAYIM ONLARA...
VE BİR TİYATRONUN YAPISI NE KADAR GÖRKEMLİ,
SAHNESİ NE KADAR ZENGİN OLURSA OLSUN,
İÇİNDE KAHVE İÇİLİP, TOST YAPILAN KÜÇÜK EVLER OLDUĞUNU
BİR GÜN GERÇEKTEN UNUTURSAM, HATIRLATIRSIN BANA...
YAŞAMIM SANATIMDIR.
YAŞAMAK İÇİN OLMASIN SANATIM...
SANATIMDIR YAŞAYACAK OLAN,
ÖLECEK OLAN YAŞAMIM

Üçüncü Zİl, ATÜK tarafından 29-30 Mayıs'ta Ankara'da Anton P. Çehov'un ölümünün 100. yılı anısına düzenlenen etkinliklere, ATÜK amatör tiyatrocular buluşmasına ve ATÜK'ün "Kültürel Yozlaşma ve Sanatçı Etiği" başlıklı toplantısına temsilci gönderdi. Tıklayınız.

"Bir deli...


"Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış" misali... "Tiyatro.."

Gün gelir, (o günün gerçekten gelmiş olması çok önemlidir) belki bir cümleyle başlar bütün iş; o cümle bir paragrafa, o paragraf bir kanavaya, o kanava bir oyuna dönüşür zamanla.. Muhalefetsiz, sancısız varolmaz tiyatro.. Karşı gelmeden, karşı durmadan olmaz... Kendine bile.. Belki de en başta kendine.. Sanat "zor" iştir..

Çünkü öğrendik ki biz; "Bir sanatçı her şeyden önce tarih ve yaşantı demektir, eleştiri ve içe bakış demektir. Her şeye rağmen dönüşmek ve ters düşmeyi, dışlanmayı göze almak demektir .Bu nedenle çoğu kez acı demektir.."* Peki onaylanmayı tercih etmemek, ters düşmeyi, dışlanmayı, acı çekmeyi göze almak, (hele onaylanmanın boyun eğebilmek kadar basit olduğu çağımızda) ne tür bir deliliktir?.. "Zor"dur sanat deliliği...

Ve gerçek bir aşktır tiyatro.. Hem de adlı adınca, bildiğimiz -i sandığımız- aşk.. Oysa güzel bir şey midir ki aşk?.. "Mutlu aşk yoktur" der ama Aragon.. Yanlış mıdır peki?.. İyi de, kendini mutsuz kılacak bir şeye aşık olmak ve bunun bilincine varınca bile ömürlük sürdürmeyi arzulamak bu aşkı.. Yani mutsuzluğu göze almak, (hele mutlu olmanın şükredebilmek kadar kolay olduğu çağımızda) ne tür bir deliliktir?.. Sanat "zor" deliliktir..

Yani ki sanat; ne absürd, ne marjinal, ne delice bir kendini ifade ediş biçimidir?...

"Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.."

Yıl, 1948. Yer, Bursa Cezaevi. Nazım Hikmet 11. yılında ceza demeye dilim varmadığı şeyin.. Karısı Piraye'ye ve -belki o farkında değil ama kendisine de- o yıl üç oyun yazmaya söz vermiş.. "Ferhad, Şirin, Mehmene Banu ve Demirdağ Pınarının Suyu" gibi 'acayip bir isim konulması icap ettiğine inandığı' oyun bunlardan biri.. Önceleri bir cümleyle başlamış belki onun da serüveni.. O cümle bahsi geçen, bilindik yolları katedip dönüşmüş bir oyuna.. Sancısız, muhalefetsiz olmaz tiyatro dedik. Yine olmamış elbet.. Bir yazarın yaratım süreci sancılarından çok ağır, bir aydının yaşananlara muhalefetinden çok öte koşullarda üretilmiş "ferhad ile şirin".. 11 yıldır ayrı bırakıldığı karısı ve çocuklarına duyduğu hasret, onların çektiği hastalık ve yokluğa karşın bir şey gelmemesi elinden insanın...Ve kendi hastalığı ve yokluğu, ve hepsi bir yana; en kötüsü, işkenceyi sürekli kılan o beter his: umut.. Bütün bunlarla beraber bir de sanat aşkı..Yani toplumu dönüştürme ülküsü.. Bir nevi 'bilinçli mazoşizm' yani..Yani tam delilik...Ama dedik ya; delilik "zor" sanat..

Nazım, Piraye'ye yazdığı bir mektubunda oyun için demiş ki: "Hani Ferhad oyunun bir yerinde Şirin'e ; "Biz ancak hasretimizin binde birini koyabiliriz laleye, ancak binde birini.." diyor ya; bende de öyle olacak, hissettiklerimin ancak binde birini koyabileceğim bu oyuna diye çok korktum. Ama şimdi bakıyorum hiç olmazsa yüzde birini koyabilmişim. Hiç olmazsa yüzde birini.." 11 yıldır hapislik birinin sözleri bunlar..Hem de Nazım gibi birinin.. Şimdi ben de tıpkı O'nun gibi düşünüyorum. Aynı korku ve kaygıları taşıyorum. Ve O koyabilmiş yüzde birini diye inanır mısınız, kıskanıyorum... Akıllılar için ne meseleler varken tasalanacak, bizim takıldığımız konuya bak.. Hani derler ya; " delinin "zor"una bak"..

"Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.."

Nazım'la başka bir zamanda, başka bir mekanda, çok başka koşullarda, muhalefetlerde, sancılarda kesişti yollarımız.. Madem kesişti, o gün geldi madem (o gün gerçekten gelmiştir umarım); yani şimdi o taş benim elimde madem, madem bende atmadan duramadım kuyuya o taşı ve uğraşıyoruz aylardır taşla kuyuyla delice..

Ama zamanı gelince bize akıllılar da gerek..Hem de sadece 'seyirci kalan' değil, tanıklıktan öteye giden, yargılayan, hüküm veren akıllılar gerek... (akıllısız bir dünyada zaten deliye ne gerek?..)

Ve biz deliliğimizle övünüp, muhalefetimizle gurur duyup, sancılarımızdan keyif alıp, kendimizi böyle ifade edebildiğimizle umutlanalım ve "perde!" dendiğinde yerimizde hazır olalım; gerisi ne gam ne kasavet.. Biz, yaşam denilen bu 'önermesi kendini şaşırmış dramatizasyonda', faniliğimizin bilincinde, taşlarla kuyularla mesaiye devam edeceğiz.. Serüvenimizi inatla sürdüreceğiz.. Yeni bir kuyunun başında, yeni bir taş macerasında tekrar karşılaşırsak ne ala.. Karşılaşmazsak bile kuyular, taşlar arayan akıllılar düşleyeceğiz..

Deliye sanat zaten zor, siz akıllılara ise hayat...

Kolay gelsin...

şükrü babacan

02-02-2004

* Oya YAĞCI, "Sanatta Yürek Meselesi", Tiyatro Atölyesi Yaz 98 Bülteni

OYUNCULAR (Şiir)
Yazan: Murathan Mungan
Gönderen: Şükrü Babacan
(Tıklayınız)

ITI-UNESCO TÜRKİYE MERKEZİ TİYATRO GÜNÜ BİLDİRİSİNİ ZEYNEP ORAL YAZDI

Tiyatro Severler Merhaba!

Tiyatro Sevmeyenler, size de Merhaba!

Tiyatro dediğimiz, bin yıllardır süregelen o muhteşem serüvene emek veren, yürek veren, gönül veren, alınteri, çaba veren, güç veren tüm 'kahramanlar' , asıl sizlere merhaba!

Karanlık bir salonda soluğunu tutmuş perdenin açılmasını bekleyenlerin karşısında, tüm benliklerini, yeteneklerini, birikimlerini, yaratıcılıklarını, düş güçlerini, düşüncelerini ve duyarlılıklarını tiyatro sanatına adamış insanlara, ben günümüzde 'kahraman' diyorum. Karşılığı olsa olsa bir avuç alkışla ödenen bir kahramanlık onlarınki.

Tiyatronun işlevi
Bugün dünyamız ve ülkemiz zorlu bir süreçten geçiyor. Savaşların, işgallerin tehdidinde, şiddetin kol gezdiği, şiddetin tırmandığı bir dönemdeyiz. Yeryüzündeki en değerli nimet, insan yaşamı, bunca risk altındayken, belki daha da büyük bir tehdit, yaşam biçimlerindeki, düşünce biçimlerindeki uçurumdan geliyor. Her geçen gün daha da büyüyen bu uçurum ayrımcılıkla körükleniyor. Ekonomik ayrımcılık, politik ayrımcılık,toplumsal ayrımcılık, cinsiyet ayrımcılığı, inanç, düşünce ayrımcılığı...

Güçlü varsayılanın güçsüz diye bilinene baskı uyguladığı, haklarını gasp ettiği, aşağıladığı bir ortamdayız. Hadi bilemediniz, güçsüzün ya da 'öteki' nin umursanmadığı, yok sayıldığı, görmezden, duymazdan gelindiği bir ortam... Bu ortamda tiyatronun her zamankinden daha büyük bir işlevi var.

''Sahne kir tutmaz'' diyordu Muhsin Ertuğrul Hocamız. Yalanı, dolanı, talanı, yozluğu, yolsuzluğu, dalkavukluğu, kaba gücü, adaletsizliği, çıkar ilişkilerini de 'tutmaz' sahne geri püskürtür. Sanatlar içinde, insandan insana en dolaysız ilişkiyi, iletişimi, etkileşimi kuran tiyatroda, sahnedeki insanlarla salondaki insanlar arasında sözcüklerin ve imgelerin gelgit'iyle yaratılan sinerji, bu saydıklarıma geçit vermez. Tam tersine, bu sinerjiden, yaşam doğar, yaşamsal bir güç doğar.

' Tiyatro Büyüsü'
Tiyatronun özündeki bu yaşamsal güç, insanı 'insan' yapan değerleri yüceltir. İnsanın yaratıcılığını körükler. Biraz önce belirttiğim tüm o ayrımcılığa meydan okur. İnsanın kendini aşmasına yol açar. 'Öteki' ne, güçsüze karşı sürdürülen baskıya, haksızlığa, aşağılamaya isyan eder, tepki gösterir. İnsanın toplumsal belleğini geliştirirken, onu adalete, özgürlüğe yöneltir. İnsanın kendi içindeki cevheri yakalamasına yol açar. İnsanın ve dünyanın değişebileceği umudunu yeşertir.

Belki biz, koltuklarına gömülmüş oyun izleyen ölümlü izleyiciler, kahkahalarımız ya da gözyaşlarımız arasında o anda bütün bunların bilincinde değilizdir. Ama ''tiyatro büyüsü'' dediğimiz şey, zamana meydan okuyarak, için için işler ve yaşamımıza eklenir. Ben, kadınların, oldum olası, anıların ve geleceğin bekçisi olduklarına inandım. Tiyatro tutkunu bir insan, bir kadın olarak ''Yaşasın Tiyatro'' diyorum.


27 MART 2004
DÜNYA TİYATRO GÜNÜ
ATÇ BİLDİRİSİ

TİYATRO DEĞİŞİM UMUDUDUR

Tiyatroda amatörlük bir tutku işidir. Tiyatroya hevesli ve ona aşık gençlerden ve ruhu genç olanlardan oluşur. Onlar kalpleri ve beyinleriyle yaşarlar. Midelerini belki unutmuşlardır ama ödevlerinin öncelikle yenilik ve öncülük olduğunu asla unutmazlar. Gişe kaygıları olmadığından, profesyonellerin tersine, olabildiğince özgürdürler. Kendi özgün ve taze fikirlerine yönelerek yaratıcılıklarını sergileyebilirler. Böylece geçmişi demode sayarak eleştirmekten ya da kötü kopyaları ile yetinmektense, yozlaşmış değer yargıları ve çıkar ilişkilerine parmak basarak, dikkat çekebilirler. Bu onlara düşlerindeki meyveleri toplamak, beyinlerindeki pastaları süslemek kadar tat verecektir.
Bugünün gençleri yarını kuracak olanlardır. Kuracakları gelecekte, hem kendileri, hem de çocukları yaşayacak. Bugün dünyadaki tüm gençlerin işleri zor. Sorunları ve sorumlulukları aynı. Çünkü PANDORA’nın kutusu, bu yüzyılda bile açıldı ve kötülük tohumları çevreye saçıldı. Küreselleşme adına daha da yoksullaşan halkların çocukları, şimdiden bir dayanışma içinde olmayı, sanata ve felsefeye yönelmeyi seçmelidirler. Ancak bu yolla birbirlerine sevgi ve saygı ile bakabilirler. Diğer tüm gençlerle iletişim kurabilirlerse, dünyaya saçılan kötülük tozlarına karşı kendilerini savunabilirler.
Amatör tiyatrocular dünyayı değiştirebileceklerine inanırlar. Bu işin öyle bir albenisi ve gücü vardır ki, bu amaç uğruna tutkunun en koyusuna düşüp, diğer
günübirlik işlerden vazgeçilebilinir. Tiyatronun bu gücüyle, dünyayı yerinden oynatabileceğiniz, kocaman bir kaldıraca sahip olduğunuzu düşünmek içten bile değildir. Amaçlarınızı, duygu ve düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşabilme zevki, kişiye soylu bir davranış biçimini betimler. Ben, tiyatro gibi bir sanatın, güçlü ve güçsüzü, doğru ve yanlışı, insanlığa özel bir ayna gibi yansıtabildiğine, insanın doğasında beslenen merak ve güzelleştirme umudu varoldukça, tiyatronun işlevinin hiç bitmeyeceğine inananlardanım.
Onurlu yarınları kurabilmek için amatör ruhların desteklediği bir savaşa gereksinim duyanlara ne mutlu!.. Çünkü, ülkemizin bir düşünürüymüşcesine, sanatı yeniden kurgulamak ve en önde yürüyen bir savaşçı gibi, cesur olmak gerekiyor. Bir eğitim odağı olan tiyatroda, ülkemizde de sorumluluk bilinciyle görevler üstlenmiş olan, böylesi amatör ve donanımlı sanatçılara tekrar merhaba!... Başaranlara ve başaracak olanlara ne mutlu!..
HEPİNİZE KOLAY GELSİN !..

NURAN OKTAR


info@ucuncuzil.com